26 Haziran 2016 Pazar

Acziyet

Alıntı;  http://www.nurulenvar.com/nihayetsiz-acziyet/

Sözlükler acz kelimesini “güçsüzlük, iktidarsızlk,kuvvetsizlik” “acizi” de “bu sıfatları bulunduran” diye tanımlamaktadırlar. Bütün  yaratılanların ve acizlerin Rabbi, nihayetsiz kudret sahibi olan Allahımız (cc) da Kur’an-ı Kerim’de defaatle hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamayacağını(Fatır Suresi,44) buyurmaktadır. Bu çok ciddi hatırlatmadır ki acz ve acizlik ancak mahluklara ait olup, Kadir-i Zülcelal’e nispetle bir kıyas aynası olabilir ki bir kan pıhtısından yaratılan ve kendisine mükemmel bir şekil verilen insan(Alak Suresi, 2), kendisini yoktan var eden ezeli kudretin karşısındaki hiçliğini ve acziyetini hiç bir zaman unutmasın.
Rabbimize karşı ne kadar aciz olduğumuzu anlamamız noktasında bizi ciddiyete davet eden bu ayet-i kerime hakkıyla anlaşılırsa, aslında O’na karşı olan aczimizin de bizim için en büyük bir izzet ve rahmet olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Evet, nihayetsiz acz içinde olduğumuzu bilmek ve buna göre yaşamak, inanan bütün insanların en büyük hedefi olmalıdır. Bu şekilde ancak nihayetsiz acizlik ve dayanılan kuvvetin nihayetsiz kudretiçerçevesinde şekillenecek olan Rab ve kul ilişkisi, hakkıyla yerini bulacaktır. Sevgili Üstadımızın lisanına bakıldığında “nihayetsiz acz”, “nihayetsiz fakr” hep karşılaştığımız kelimelerdir. Demek ki hadiseyi idrak edenlerin, hakke’l-yakin ruhlarının esrarlarına hissedenlerin lisanları da farklı olmaktadır.
Tarihin bize kadar gelen tefsirine göre ayet-i kerimenin ikazı ile hiçbir zaman unutulmaması gereken hiçlik ve acziyete karşı Rabbimizin muamelesi de nihayetsiz varlık ve kudretle oluyor. O zaman kudreti celb etmenin en kestirme yolu olarak karşımıza çıkan aczini bilmek hakikati, en fazla peygamberlerin hallerinde ortaya çıkıyor. Demek oluyor ki peygamberlerin varisleri olan evliyalar da bu hakikati pergamberlerinden tahsil etmişler.
MATEMATİKSEL İLİŞKİ
Şimdi kulun nihayetsiz acziyeti ile Rabbin nihayetsiz rahmeti arasındaki hakiki bağı birbirleri ile oluşan orantı ile izah edebiliriz ki; insan ne kadar acziyetini anlayıp onun bir makam-ı izzeti olan hakimiyetine, kemal-i rahmeti ve merhametine sığınırsa, o kadar anlayamayacağı kesrette ve bollukta bir yardıma, rahmete, ikrama mazhar olacaktır. Yani Allah’a karşı acz ve fakr nispetinde o derece mazhar-ı lütuf ve ihsan.
Resulullah Efendimiz’in (asm) mağara arkadaşı ile “gar” hadisesinde ümitlerin tükendiği, çarelerin bittiği, artık sona gelindiği bir anda arkadaşını “Hüzünlenme Allah (cc) bizimle”(Tevbe Suresi,40)  diye teskin ettiği bu nihayetsiz acziyete karşı, Kudret-i İlahi ile örümcekler, güvercinler seferber olup mağaranın ağzını örüp yuvalanmışlardır. Bu nihayetsiz acziyetle gelen teslimiyete karşı nihayetsiz kudret ve eşsiz ve mükemmel bir mukabele ile karşılık vermiştir.
İşte bu hadise, bahsi geçen matematiksel ilişkinin vücud bulduğu anlardan biridir. Benzer haller Hz.Musa (as) ile kızıl denizin kenarında, Hz.Yunus (as) ile atıldığı denizde, Hz.Davud (as) ile Calut’un karşısında, Hz.İbrahim (as) ile çölde ve bir var oluş kavgasının bir avuç kahramanı ile Bedir’de yaşanmış ve Allahın (cc) eşsiz, tahmin edilemeyen ve umulmayan şekilde yardımı gelmiştir.
Bu formülü işletirken çok dikkat edilecek bir nokta vardır ki o da sadece ve sadece O’ndan istemenin şerefini taşıyabilmektir. Başkalarından istemekle Allah’tan istemenin o çok ince ve hassas çizgisini ayırabilmektir. Zira aksi olursa, O’na bir rakip çıkarmak gibi hakikatte suri bir hal olur ki bu da Rabbimizin hakimiyetinin izzetini kırar ve gayretine dokunur. O’nun hatırını kırmak ise kemal-i rahmet ve merhametten yoksun kalmaya sebep olabilir.
 ALLAH BİZE YETMEZ Mİ?
On sekiz bin aleme, bizden önceki insanlığa, insanların en seçkinleri olan peygamberlere kafi gelen Rabbimizin hudutsuz merhameti, kudreti, inayeti bize yetmez mi acaba? Zahirde bu soruyu kime sorsak alacağımız cevap bellidir. Haşa! Ama iş, bu suale cevap teşkil edecek bir hayat tarzına muvafık yaşamaya gelince, işin o kadar kolay olmadığı anlaşılır. Uygulamada ise dünyevi menfaatler, çocukların gelecekleri, insanlarla ilişkiler, vesair işler ve her şeyin ama herşeyin sahibi, on sekiz bin alemin mutasarrıfı, bizi ve içinde bulunduğumuz halleri, düşünceleri bilen ve tanzim eden, her şeye gücü yeten Cenab-ı Hakk’ın bize yeteceği unutulur. Sanki bize yetmeyecekmiş gibi başkalarına hak etmedikleri davranış, fiil ve ifadelerle müracaat edilir. Nice perdeler girer araya. Halbuki acziyet Allah’a (cc) karşı bilinmek ve göstermek içindir, insanın kendi gibi aciz olanlarına karşı değil.
Herşeyi bilen Allahu Azimüşşan Kur’an-ı Hakim’de bir soru ile bu hakikati bize hatırlatır. “ALLAH kuluna kafi değil mi?” (Zümer Suresi, 36) Buyurun hepimiz bu dehşetli sualin muhatabıyız. Henüz noktayı istinadımızı her daim Rabbimiz yapamadıysak, kendimizi nefsimizi terbiye edemediysek, boyumuzdan büyük işlerden ve Rabbimizi kıracak sözlerden uzak duramayıp O’na hakkıyla teslim olamadıysak, işte bir kere daha düşünmek zamanıdır.
Muhabbetle Kalınız, Allah’a emanet olunuz.


21 Haziran 2016 Salı

HAKİMİYET YALNIZCA ALLAH'INDIR!

Kur-an’ı Kerim’de hakimiyetin kayıtsız şartsız Allah’a ait olduğunu açıklayan bir çok ayet-i kerime vardır. Onlardan bazıları şunlardır ;

“Mülkü/hakimiyeti elinde bulunduran Allah, ne yücedir. O, herşeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mülk Suresi / 1. Ayet)

“İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de (hükmetmek de yalnızca) O’na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (A’râf Suresi / 54. Ayet)

“İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesap görenlerin en çabuğudur.” (En’âm Suresi / 62. Ayet)

“Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” (En’âm Suresi / 57. Ayet)

“Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O’na tevekkül etsinler.” (Yûsuf Suresi / 67. Ayet)

“Hüküm veren Allah’tır, O’nun hükmünü gözden geçirecek hiç kimse yoktur. O’nun hesaplaşması pek çabuktur.” (Rad Suresi / 41. Ayet)

“O, Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. İlkte ve sonda hamd O’na mahsustur. Hüküm yalnızca O’nundur. Kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas Suresi / 70. Ayet)

“O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak kabul etmez.” (Kehf Suresi / 26. Ayet)

“Onlar, hala cahiliye devrinin (şirk olan) hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir kavim (topluluk) için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” (Mâide Suresi / 50. Ayet)

      Bu ve benzeri ayet-i kerimeler çok açık bir şekilde hüküm vermenin yani tüm yaratılmış olan herşey için karar vermenin, yani tüm mahlukat için karar vermenin, kanun ve yasa belirlemenin sadece Allah Subhanehu ve Teala’ya ait olduğunu beyan etmektedir. Zira yaratan ve yaşatan kimse, yönetmeye de hak sahibi olan ancak O’dur. Bu fiiller, kendisini hiçbir şeye muhtaç olmayan es-Samed ve hiçbir benzeri bulunmayan el-Ahad olan Allah Subhanehu ve Teala’ya ait olup, O’nun rububiyet özelliklerindendir.

      Allah Azze ve Celle, tek gerçek rab olduğu için hükmetme yetkisine sahip olma vasfı da sadece ona aittir. O yarattığı tüm mahlukat için kanun ve yasalar koymuş ve ihtilaflarının çözüm kaynağını onlara ulaştırmıştır. O’nun mahlukat için koyduğu kanun ve yasaları kimse değiştiremez. Güneşe, aya, yıldızlara, dağlara, suya, havaya kısacası yarattığı tüm şeylere kanun ve nizam koymuştur. Kimse bu kanunları sorgulayamaz ve de tahrif edemez. Kimse güneşi batıdan doğdurup doğudan batıramadığı gibi O’nun ihtilafların çözüm kaynağı olarak indirdiği Kur-an ve Sünnet’in hükümlerini de değiştiremez. Onların yerine kendi fani ve aciz aklından kanun ve yasalar koyamaz. Bunları toplumlara dayatamaz. Zira tüm bunlar rububiyet özelliklerinden olup, Allah’a aittir. Allah’ı rububiyette ve uluhiyette yani tevhid de birlemek ise O’nun elem dolu sonsuz azabından kurtulmanın tek çaresidir.

      Tek bir hücreyi dahi yaratıp, mutlak egemenliği altına alamayan insanoğlunun, Allah’ın hakimiyetine göz dikerek Kur-an ve Sünnet’e mukabil olmak üzere kanun ve yasalar koymaya kalkışması kendisini yaratan ve yaşatan Allah’a karşı işleyebileceği en büyük küfürlerden bir tanesidir. İşte bu, Allah Teala’ya karşı başkaldırarak savaş açmak demektir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;

“Hüküm vermek yalnızca Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yûsuf Suresi / 40. Ayet)

İmam Taberi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Allah-u Teala, yarattığı hiçbir mahluku hüküm verme konusunda kendisine ortak kabul etmez. İnsanlar arasında hüküm verecek yalnız O’dur. Hüküm verme, ihtilafları çözme, insanları ve işlerini idare etme konusunda dilediği ve sevdiği şekilde hareket eder. Bu özellik sadece O’nun hakkıdır.” [1]

İmam Begavi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Hüküm vermek, emretmek ve yasaklamak ancak Allah-u Teala’ya ait bir haktır.” [2]

Seyyid Kutub (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Hükümranlıkta hak iddia eden kimse, uluhiyetin ilk şartında Allah’la mücadeleye girişmiş olur. Bu kimse ister fert, ister insanların bir tabakası, ister bir parti veya grup, ister bir millet, isterse bütün dünyanın meydana getirdiği alemşümul bir insan kitlesi olsun. Uluhiyetin ilk şartı olan hükümranlık üzerinde Allah’la mücadeleye giren ve kendine hükümranlık izafe etmeye çalışan kimse küfre girmiştir, apaçık bir kafirdir.” [3]

“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri ettiler (şeriat kıldılar / kanun olarak belirlediler)?” (Şûrâ Suresi / 21. Ayet)

İmam Kurtubi (Rahimehullah)’ın zikrettiğine göre, Ebu Ali (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Her kim Allah’ın kanunlarından yüzçevirip onların dışında başka hükümleri talep ederse kafir olur.” [4]

İbn Teymiyye (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Bütün müslümanların icması ile her müslüman zaruri olarak bilmesi gerekir ki : Her kim İslam’dan başka bir dine tabi olur veya Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in şeriatından (kanunundan) başka şeriatlara serbest bırakıp caiz görürse kafir olur.” [5]

Seyyid Kutub (Rahimehullah) ise şöyle demiştir ; “Kim olursa olsun Allah’ın koyduğu şeriattan başka bir şeriatı ve hükmü, Allah’ın yaratıklarına vaz etmeye kimsenin hakkı yoktur. Çünkü kullarına yalnız ve yalnız Allah hüküm vaz eder. Aciz ve eksik kimseler beşeri hayatı için hüküm koyamazlar. Koymaları mümkün değildir.” [6]

      İnsanlar şunu iyice bilmek zorundadırlar ki, Allah Teala, insanları kulların yasalarına göre değil, kendi kanunlarına göre hesaba çekecektir. Eğer insanlar, ibadet ve merasimlerinde uyguladıkları gibi dünya hayatı ve işlerini de Allah’ın kanunlarına uygun biçimde düzenlemezlerse, bu, Allah’ın huzurunda hesaba çekilecekleri konuların başında gelecektir. O gün, yeryüzünde Allah’ı ilah edinmeyip, O’nun dışında birçok rab edinmelerinden ötürü hesaba çekileceklerdir. Allah’ın ilahlığını tanımadıkları ya da ibadet ve merasimler yönünden Allah’ın yasalarını uygularken, sosyal, siyasi ve ekonomik düzen bakımından, uygulama ve ilişkilerinde O’ndan başkasının yasasına uymak suretiyle şirk koşmaktan dolayı hesap vereceklerdir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur ;

“Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa'yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah'a kulluk etmeleri emredilmişti. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.” (Tevbe Suresi / 31. Ayet)

      Ayet-i kerimede Allah’tan başkasını rab kabul eden bu kimselerin, haham ve rahiblerini hüküm koymada, haram ve helal (yasak ve serbest) belirlemede yetkili gördüklerinden dolayı, onları kendilerine rab edindikleri beyan olunmuştur. Zira kanun ve yasa belirlemede tek yetkili olma, rab olanın önemli sıfatlarındandır.

Adiy bin Hatim (Radıyallahu anh) bu ayeti kerimeyi okuyan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e : Bizler onlara ibadet ediyor değiliz dediğinde Rasulullah ona şöyle demişti :

“Allah’ın helal kıldığını onlar haram sayınca, siz de haram saymıyor musunuz? Yine onlar Allah’ın haram kıldığını helal sayınca, siz de helal saymıyor musunuz? Adiy bin Hatim : 'Evet', dediğinde ise Rasulullah şöyle buyurmuştur : İşte bu onlara ibadettir.” [7]

      Hadis-i şerif sarih olarak şuna delalet etmektedir : Allah’ın kanunlarından başka şeylerle hükmeden bir mercie itaat etmek, ona ibadet ederek onu ilah edinmektir. Bu ise Allah’a uluhiyet tevhidinde şirk koşmaktır.

İbn Teymiyye (Rahimehullah) Ebu’l Behteri’den bu ayet hakkında, şöyle rivayet etmiştir ; “Onlar din adamlarına namaz kılmadılar. Şayet din adamları onlara rüku ve secde etme şeklinde kendilerine ibadet etmelerini emretseydi Ehl-i Kitap din adamlarına bu noktada itaat etmezlerdi. Ancak Allah Teala’nın haram kıldıklarını helal, helal kıldıklarını da haram tanımaları hususunda kendilerine itaat edilmesini emretmişlerdi. Onlarda bu emre itaat ettiler. İşte onların din adamlarını rabb edinmeleri bu şekilde olmuştur.” [8]

İmam Begavi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Onlar Allah’a karşı gelerek din adamlarının helal gördüklerini helal, haram gördüklerini haram kabul ederek, onlara itaat ettiler. İşte böylece onları rabb edindiler.” [9]

İmam Kurtubi (Rahimehullah) şöyle demiştir ; “Bu buyruk ile ilgili Mean’il Kur-an’a dair eser yazanlar derler ki : Onlar alimlerine ve rahiplerine her hususta itaat ettiklerinden dolayı onları rabb edindiler.” [10]

      Görüldüğü gibi yasama konusunda Allah-u Teala’dan başkalarına itaat edilmesi, Allah Teala’dan başkasına ibadet olarak kabul edilmiş, kendilerine itaat edilen kimselerin de rab edinilmiş olacağı açıklanmıştır.

      Bu sebeble hüküm istemek, namaz kılmak, dua etmek, kurban kesmek, adak adamak ve yardım istemek gibi bir ibadettir. Ve nasıl Allah’tan başkası için namaz kılan, kurban kesen, adak adayan, O’ndan başkasına dua eden bir kimseye müşrik hükmü veriliyorsa, aynı şekilde hüküm isteme ibadetini de ondan başkasına yapanlara müşrik hükmü verilir.

Şankıti şöyle demiştir ; “Şeytanın dostları vasıtası ile koydurduğu, İslam şeriatı’na / kanunlarına muhalif beşeri kanunlara tabi olanların kafir ve müşrik olduklarından ancak onlar gibi Allah’ın basiretini kör ettiği, vahyin nurundan kör olan kafir ve müşrik kimseler şüphe ederler.” [11]

“Ey Müslümanlar ! Kanun koyucu olanın, helal ve haramlar belirleyici kimsenin sıfatlarını çok iyi bilmeniz ve anlamanız gerekir. Hiçbir zaman ve asla alçak, cahil, kafir bir kişiden kanun kabul etmeyin. Böylelerine kesinlikle kanun koyma hakkı vermeyin.” [12]

      Görüldüğü üzere hüküm istemek, nasslar ve de Ehl-i Sünnet alimlerinin beyanı ile ibadettir. İbadet edilmeye layık tek gerçek ma’bud ise Allah Subhanehu ve Teala’dır. Onun dışındakilere ibadet edenler hiç şüphesiz Allah’a şirk koşan müşrik kimselerdir.



Ve Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamd Olsun..



Dipnotlar

[1] (Camiu’l Beyan, 15/234)

[2] (Meâlimu’t - Tenzil, 2/493)

[3] (Fi Zilal’il Kur-an, 8/403)

[4] (Kurtubi, 6/188)

[5] (el-Fetava el-Kubra, 3/543-544)

[6] (Fi Zilal-il Kur-an, 13/109)

[7] (Tirmizi 3095 ; Taberani, Mu’cemu’l Kebir 17/92)

[8] (Mecmuu’l Fetava, 7/76)

[9] (Begavi Mealimu’t - Tenzil, 3/339)

[10] (El - Camiu’li Ahkami’l Kur-an, 8/120)

[11] (Edvau’l Beyan, 3/259)

[12] (Edvau’l Beyan, 7/49)


 http://tevhidiyasayangaripler.blogspot.com.tr/2015/01/hakimiyet-kayitsiz-sartsiz-allahindir.html 'dan alıntı





20 Haziran 2016 Pazartesi

Ayet ve Hadislere Göre Namaz Vakitleri

Kardeşler günümüzde okunan yatsı ezanı yatsı namazının süresinin bittiğini,saba ezanı ise sahura daha yeni başlamanız gereken zamanı gösteriyor.Namazlarımızı ALLAH'IN (C.C.) emrettiği vakte göre kılmak için İnşâAllah aşağıdaki linklerden faydalanabilirsiniz.


http://www.suleymaniyetakvimi.com/Include/NamazVakitleri.htm?#namazvakitleri

>http://www.suleymaniyetakvimi.com/







Ramazan'da Son 14 Gün Kala Neler Yapabiliriz?

Selamünaleyküm;

Bugünü saymazsak Ramazan'ın bitmesine 14 gün kaldı. Şimdi geri kalan 14 günde neler yapabiliriz;
Geri kalan 14 günde Yasin Suresini ezberleyebiliriz. Günlere yayarak ezberlemeye çalışalım.
21.06.2016;
Bir namazın arkasına Duhan Suresi okumak,
100 La ilahe illallah çekmek,
15 sayfa kitap okumak,
Bir günün kaza namazını kılmak,
5 tane Esma-ül Hüsna ezberlemek.
Yasin'in ilk 5 ayetini ezberlemek.

22.06.2016;
Bir namazın arkasına Cuma Suresi okumak,
100 Kelime-i Şehadet çekmek,
Bir günün sabah,öğle,ikindi kazalarını kılmak,
Dün ezberlenen esmaları tekrar etmek,
10 Esma-ül Hüsna ezberlemek.
Yasin'in 6-10 arası ayetlerini ezberlemek.

23.06.2016;
Bir namazın arkasına Kadir Suresini okumak,
100 Salavat çekmek,
Dün kıldığımız günün akşam ve yatsı kazalarını kılmak,
15 sayfa kitap okumak,
Öğrenilen esmaları tekrar etmek.

24.06.2016;
Bir namazın arkasına Tahrim Suresi okumak,
100 ''Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minez zalimin'' çekmek,
Yasin'in 11-20 arası ayetlerini ezberlemek.
Bir günün kaza namazlarını kılmak.

25.06.2016;
Bir namazın arkasına Tin Suresini okumak,
100 ''Estağfirullah''çekmek,
Yasin'in 21-26 arası ayetlerini ezberlemek.
Bir günün sabah,öğle kazalarını kılmak,
10 yeni esma ezberlemek ve tekrar etmek.

26.06.2016;
Bir namazın arkasına Mülk Suresini okumak,
100 ''SubhanAllah''çekmek,
Yasin'in 27-35 arası ayetlerini ezberlemek,
Dün kıldığımız günün ikindi,akşam ve yatsı kazalarını kılmak.

27.06.2016;
Bir namazın arkasına Nebe Suresini okumak,
100 ''Elhamdülillah'' çekmek,
Yasin'in 36-45 arası ayetlerini ezberlemek,
Bir günün kaza namazını kılmak.

28.06.2016;
Bir namazın arkasına Fetih Suresini okumak,
100 ''Allahuekber'' çekmek,
Yasin'in 46-54 arası ayetlerini ezberlemek,
Bir günün sabah,öğle,ikindi kazalarını kılmak,
Bir sohbet izlemek.

29.06.2016;
Bir namazın arkasına Kıyamet Suresi'ni okumak,
100 ''La havle vela kuvvete illâ billâhil aliyyül azim'' çekmek,
Yasin'in 55-60 arası ayetlerini ezberlemek,
Dün kıldığımız günün akşam ve yatsı kazalarını kılmak.

30.06.2016;
Bir namazın arkasına Duha Suresini okumak,
100 ''Ya Settar'' esmasını çekmek,
Yasin'in 61-69 arası ayetlerini ezberlemek,
20 yeni esma ezberlemek ve diğerlerini baştan tekrar etmek,
Bir günün kaza namazını kılmak.

1.07.2016;
Bir namazın arkasına Kehf Suresi'ni okumak,
100 ''Hasbinallah ve nimel vekil: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler.. (Al-i İmran 173)'' çekmek,
Yasin'in 70-75 arası ayetlerini ezberlemek,
20 yeni esma ezberlemek ve baştan tekrar etmek,
Bir günün kaza namazını kılmak.

2.07.2016;
Bir namazın arkasına Bûrûc Suresi'ni okumak,
100 ''Ya Rahman'' esmasını çekmek,
20 yeni esma ezberlemek ve baştan tekrar etmek,
Yasin'in 76-83 arası ayetlerini ezberlemek,
Bir günün sabah,öğle,ikindi kazalarını kılmak.

3.07.2016;
Bir namazın arkasına Müzzemmil Suresi'ni okumak,
100 ''Ya Gaffar'' esmasını çekmek,
Geriye kalan esmaları ezberlemek ve tekrar etmek.
Dün kıldığımız günün akşam ve yatsı kazalarını kılmak.

4.07.2016;
Bir namazın arkasına Rahman Suresi'ni okumak,
100 ''Ya Azim'' esmasını çekmek,
Kabirleri ziyaret etmek,
Yasin Suresi'ni ve Esma-ül Hüsna'yı tekrar etmek.
Bir günün kaza namazını kılmak.


Okuyacağımız surelerin meallerini de okuyalım.
Programı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.















19 Haziran 2016 Pazar

ALLAH'IN MERHAMETİ

(Yusuf) dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir."
Yusuf-92

Rabbimiz biz kullarına karşı çok merhametlidir. Kendisini ''erhamürrahimin'' olarak tanıtan Rabbimiz'in merhameti bir annenin yavrusuna olan merhametiyle kıyaslanamayacak derecede çoktur. O, bizi her hatamıza,her günahımıza rağmen affeder.
Peygamberimiz (s.a.v) bu konuyla ilgili;
 “Şüphesiz Hz. Allah (c.c) göğü ve yeri yarattığı zaman, rahmetini de yüz kısım olarak yaratmıştır. O, yüz rahmetin her biri yerle semanın arasını dolduracak büyüklüktedir. O, yüz rahmetten bir tanesini yerdeki canlı var­lıkların arasına indirmiştir. İşte bu bir tek rahmet sayesinde anneler yavrularına, vahşi hayvanlar eşlerine, kuşlar da, birbirlerine karşı merhamet ederler. Hz Allah geriye kalan doksan dokuz rahmetini ise yanında tuttu. Kıyamet günü canlılara karşı doksan dokuz rahmetini yüze tamamlayıp muamele eder.” buyurmaktadır. Demek ki Rabbimiz'in merhameti boldur. 

” Yarattığı tüm varlıklara ayırt etmeden nimetlerini veren, merhamet eden, onları esirgeyen ve bağışlayan, mutlak ve sınırsız merhamet kaynağı…” anlamlarına gelen Er-Rahman ismi Kur'an-ı Kerim'de 57* defa geçmektedir.En yüce merhametin sahibi olan, ayrıca mümin kullarına rahmetini, Dünya ve Ahiret hayatında daha fazla ihsan ve ikram eden, daha fazla tecelli ettiren. anlamlarına gelen Er-Rahim ismi ise Kur'an-ı Kerim'de 95** defa geçer.Tevbe 128. ayette Peygamberimiz için kullanılır :
“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”

Görüldüğü gibi gerek ayetlerde gerek hadislerde gerekse çevremizdeki pek çok eyde Allah'ın merhametini görüyoruz.Öyleyse bizi umutsuzluğa sevkeden şeytandır.

“… Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir. ” 
(Zümer Suresi, 53)
“Allah’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı ‘yok sayıp inkar edenler’; işte onlar, Benim rahmetimden umut kesmişlerdir; ve işte onlar, acı azab onlarındır. 
(Ankebut Suresi, 23)


https://esmavedua.wordpress.com/er-rahman/
** https://esmavedua.wordpress.com/er-rahim/



18 Haziran 2016 Cumartesi

ALLAH'A TEVEKKÜL ETMEK

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

“(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.''
Tevbe-129

Bana Allah yeter diyebilmek..
Rabb'ine dönüp benim  derdim var demek yerine derdine dönüp benim büyük Rabb'im var diyebilmek..
Darlıkta da bollukta da Allah'a güvenip dayanabilmek..
Gerçekten Rabb'imizi iyi tanımalı ve hiç bir derdin, hiç bir günahın O'nun rahmetinden büyük olamayacağını iyi bilmeliyiz. O'na daima tevekkül etmeliyiz.


Allah'a tevekkül, Kur-an naslarıyla sabittir.
“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.” (Al-i İmran 160)
“Allah; O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.” (Tağâbün 13 )
“(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.” (Tevbe 129)
“Halbuki kim Allah'a dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir” (Enfal 49 )
“Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.” (Ahzab 3)
“Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal 2)
“Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.” (Furkan 58)
“Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan” (Şuara 217 )

İşte bu ayetler, Allah'a tevekkül etmenin farz olduğuna kesin olarak delalet etmektedir. Çünkü bunlar, Allah'a tevekkül ile ilgili sarih emirler ihtiva ediyorlar. Ayrıca ayetlerde geçen tevekkül emri, “Allah, tevekkül edenleri sever” gibi karinelerle birlikte zikredilerek methedildiği için, daha da bir kesinlik kazanmaktadır.

''Ben Allah'a tevekkül ediyorum ancak hiç bir işim iyi gitmiyor'' belkide gereği gibi tevekkül edemediğimizden kaynaklıdır.Allah bilir,biz bilemeyiz. Ahmed ve Tirmizi’nin rivayet ettikleri bir hadis şöyledir:"Siz, hakkıyla Allah'a tevekkül etmiş olsaydınız, aç olarak yuvasından çıkan, tok olarak yuvalarına dönen kuşları rızıklandırdığı gibi Allah sizi de rızıklandırırdı.”
Bu deliller, tevekkül konusunda Müslümanların bir an bile tereddüt etmesine yer bırakmamaktadır.
Ayrıca doğru tevekkül anlayışı oturduğu yerden 'ben Allah'a tevekkül ettim' demek değildir.
''Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.'' İsra/13


Sevgili Peygamberimiz, devesini başıboş bırakıp, tevekkül ettiğini söyleyen bir kişiye şu sözlerle uyarmıştır: "Önce deveni bağla, sonra Allah'a tevekkül et" (Tirmizi)

Rabbim bizi doğru şekilde tevekkül edebilenlerden eylesin..



Elhamdülillahirabilâlemin
Vessalatü vesselamu ala rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sabihi ecmâin





Kaynaklar; http://www.hilafet.com/dergi/H130-139/H139/tevekkul.htm

http://www.dinibil.com/default.asp?L=TR&mid=1550








8 Haziran 2016 Çarşamba

Duolingo'da Arapça Dersleri İstiyoruz!

Selamünaleyküm kardeşlerim,
Duolingo sitesinde bir çok yabancı dil öğretiliyor. Allah'ın izni ve yardımıyla siz de şu kampanyaya bir imza atın da bilen bir kardeşimiz de Arapça anlatsın..

Duolingo : Duolingoda Arapça dersleri olsun - Kampanyayı İmzala!
https://www.change.org/p/duolingo-duolingoda-arap%C3%A7a-dersleri-olsun

6 Haziran 2016 Pazartesi

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (TAKINTI) HAKKINDA

OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB) HASTALIĞI OLANLAR OKUSUN
Bismillahirrahmanirrahim,
Elhamdülillahi Rabbil alemin vessalatü vesselamu ala rasulina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain
SUBHÂNALLÂHİ AMMÂ YUŞRİKÛN
Esselamualeykum kardeşlerim,
Günümüzün önemli psikolojik rahatsızlıklarından biri de vesvese dediğimiz OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk).
Bu hastalık belki de çoğu fiziksel hastalıktan daha zararlı insan için. 
Obsesyon
Kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar.

Kompulsiyon
Obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.

Bu hastalığın çeşitleri vardır. Mesela bulaşma ve temizlik obsesyonu, kuşku ve kontrol obsesyonu, cinsel obsesyonlar,dini obsesyonlar vs.
Örneğin, bulaşma ve temizlik obsesyonu olan bir kişi ev ortamı dışında tuvalete gitmiyor, evde de tuvalete her gittiğinde idrar sıçradığı şeklinde takıntılı düşünceler ile çoraplarını ve pantolonunu değiştiriyor.
Kuşku ve kontrol obsesyonu olan biri her akşam işinden evine döndüğünde otomobilini park edip evine girdikten sonra otomobilin kapısını kilitlediğinden emin olmuyor ve bazen iki-üç kez olmak üzere sokağa çıkıp otomobil kapılarını kontrol ediyormuş. Ayrıca bu obsesyonu olan kişiler acaba başkalarına zarar verir miyim gibi düşüncelere de kapılabiliyorlar.
Vesvese dediğimiz dini obsesyonlar ise mesela namaz kılarken ALLAHU TEALA’NIN (CELLE CELALÜHU) varlığı hakkında şüpheler, Allah’a karşı küfür (haşa), ahiret hakkında şüpheler şeklinde olabiliyor. Gerçekten böyle düşünceler insanları sarsabiliyor.
Mesela bir şeyi tekrar tekrar yapma ,bir yazıyı tekrar tekrar okuma, örneğin takacağı tokayı belirli bir sayıya göre takma da bu hastalığın belirtilerindendir.
Bu belirtilerden bir ya da birkaçı sizde varsa hemen bu hastalığa sahip olduğunuzu düşünmeyin. Çünkü bu tür takıntılar hayatlarının bir döneminde insanların başına gelebilir. Burada önemli olan düşüncelerin sizi ciddi anlamda rahatsız etmesi, saçma olduğunu bilseniz de kafanızdan atamamanız ve kompulsiyonların da olmasıdır. Ancak her zaman da kompulsiyon olmayabilir.

Bilmeliyiz ki tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.Eğer hastalığın sizde de olduğundan şüpheliyseniz ve ciddi anlamda sorunları yaşıyorsanız  muhakkak bir doktora görünmelisiniz. Ancak şunu söylemeliyim ki, takıntılarınız dini ise doktorunuzu iyi seçmelisiniz. Unutmayalım Efendimiz; "Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun. Ancak haram olan şeyle tedavi olmayın." [Ebu Dâvud, Tıbb 11, (3874).] buyurmuştur.
Doktorun size tavsiye ettiği şeylere uymakla beraber,  sürekli Allah celle celalühu’nun rahmetiyle ilgili ayet,hadis,kıssa vb. şeyler okumanızdır. Ayrıca şunu da bilmelisiniz ki bu hastalık sabır gerektiren bir hastalıktır. Sabretmelisiniz. Allah sabredenlerin mükafatını zayi etmez bunu bilin. Allah celle celalühu bu hastalığı yaşayan herkese sabır versin, Es-Selam ismiyle selamete çıkarsın. Ayrıca bu hastalığın dini boyutunu yani vesvese kısmını yaşıyorsanız, şeytanın düşmanınız olduğunu ve bunun da sizin sınavınız olduğunu unutmayın. Takıntılarınızı not alıp, bunları yapmamaya çalışmanız ve sonuçta yapmamaya başladığınız anda itibaren de o kağıda işaret koymanızı tavsiye ederim. Yardım ve başarı Allah’tandır. Hastalığınız şifaya kavuştuğunda ise o kağıtları saklamayın. Bu hastalığınız şifaya kavuştuğunda belki de sabretmeyi ve sabrın mükafatını daha iyi öğreneceksiniz. Ve kesinlikle namazda aklınıza vesvese geliyor diye namazı bırakmayın. Unutmayın dertlerin çaresi Allah’tan kaçmak değil Allah’a yaklaşmaktır.  Ne olursa olsun o namazı kılın. Şu hadisi okuyun:
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabından bir kısmı ona sordular:
"Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz."
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler "Evet!.." deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez)" dedi." [Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110)]
Allah’ın(celle celalühu)  rahmetinden ümidinizi bir an bile kesmeyin. Bu hastalıktan şifaya kavuşacağınız zamanı düşünün ve daha şimdiden şükretmeye başlayın. Durumu sizden iyi olanlara bakmak yerine, kötü olanlara bakıp şükredin.
(Musa A.S): “Hayır, muhakkak ki Rabbim benimle beraber, O, beni hidayete (kurtuluşa) ulaştıracaktır.” dedi. -ŞUARA-62
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Senin için bağrını açmadık mı?
İndirmedik mi senden o yükünü?
O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü? 
Senin şanını yüceltmedik mi?
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.
Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!
O halde boş kaldığında yine kalk yorul!
Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul! -İNŞİRAH SURESİ
Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

3 Haziran 2016 Cuma

BUGÜN CUMA!


"Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı cuma günüdür. O gün Allah Adem’i yaratmıştır. Adem o gün cennete konulmuş ve yine o gün cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet cuma gününden başka bir gün kopmayacaktır." (Tirmizi)
"Allah bizden öncekileri cumadan şaşırttı. Yahudilerin özel günü cumartesi, Hıristiyanlarınki ise pazar oldu. Derken Allah bizi dünyaya getirdi ve bize cuma gününü gösterdi. Böylece cuma, cumartesi ve pazar günleri ibadet günü ilan edilmiş oldu. İşte bu şekilde onlar kıyamet günü bizim peşimizden geleceklerdir. Bizler en son gelen dünyalılarız. Kıyamet günü en başta gelen bizler olacağız. Herkesten önce lehine hüküm verilen bizler olacağız." (Müslim)
PEYGAMBERİMİZİN (SAV) CUMA GÜNÜ İLE İLGİLİ TAVSİYELERİ
Resulullah şöyle buyurmuştur. "Cuma günü ve cuma gecesi bana çokça salavat getirin." (Beyhaki)
Peygamberimiz (sav)’in ümmeti dünya ve ahirette hangi hayra sahip olmuşlarsa O’nun sayesinde sahip olmuşlardır. Allah O’nun yüzü suyu hürmetine hem dünya, hem ahiret saadetini onlara bahşetmiştir. O halde O’nun birazcık olsun hakkını ödeyebilmek için cuma günü ve gecesi O’na çokça salavat getirmeliyiz.
-CUMA NAMAZI VE MÜSLÜMANLARIN BİRARAYA TOPLANMASI:
Cuma namazı, özgür, sağlıklı ve ergenlik çağını aşmış bütün erkeklere farzdır. Resulullah (sav)’ın ve dört halifenin zamanında cuma namazı, Müslümanların biraraya geldiği toplantı niteliğindeydi. Fakat daha sonra bu özelliğini kaybetti. Ebu Davud ve Tirmizi’de geçen bir hadiste Resulullah Efendimiz, "Kim üç cuma namazını önemsemediğinden dolayı terkederse Allah onun kalbini mühürler" (Tirmizi) buyuruyor. Kıyamet günü cennet halkının Allah’a yakınlığı Cuma namazlarına erken gelişleri ve imama olan yakınlığı ile ölçülecektir.
CUMA GÜNÜ GUSLETMEK:
Peygamberimiz Cuma namazına gelecek olan müminlerin bir gece önceden gusletmek suretiyle yıkanarak namaza gelmelerini emretmiştir. İslam alimleri, temizlenme ihtiyacı olan kişinin namazdan önce gusletmesinin vacip olduğu konusunda görüş belirtmiştir.
GÜZEL KOKU SÜRMEK:
Resulullah (sav) Cuma günleri güzel kokular sürmeye her zamankinden daha fazla dikkat etmiştir. O gün koku sürmek haftanın diğer günleri koku sürmekten daha faziletlidir.
Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
Bir kimse Cuma günü gusleder, varsa güzel koku sürünüyor, en güzel elbisesini giyer de vakarlı ve ağırbaşlı bir şekilde camiye gider, kimseye eziyet vermezse ve imamın minbere çıkmasından itibaren hiç konuşmazsa iki cuma arasındaki günahları için kefaret olur.
NAMAZA ERKEN GİTMEK:
Resullulah (sav)’ın sağlığında müminler, cuma namazına ellerinden geldiğince erken gelirler ve gelmeyenlerin sorunları araştırılırdı. Gelenlerin ise sıkıntısı olup olmadığı sorulur, sıkıntısı olanın sıkıntısına çare bulunurdu.
HUTBE DİNLEMENİN ADABI:
Resulullah Efendimiz (sav), imam minbere çıkıncaya kadar namaz kılınması, Kuran okunması ve ibadetle meşgul olmasını tavsiye etmiştir. İmam hutbeye çıkınca ise işiten kimseye susmak farzdır. Yanında konuşanı uyarması durumunda cuma sevabını alamaz.
Resulullah (sav)’ın günümüze ulaşan bir hutbesi:
Ey insanlar! Ölmeden önce Allah’a tevbe ediniz. Meşgul olmadan önce hayırlı ameller işlemeye hız veriniz. Rabbiniz’le aranızdaki bağları O’nu çok zikretmek suretiyle, gizli ve aşikar sadaka vermek suretiyle güçlendiriniz. Hem böylece mükafat alır, övülür, rızıklandırılırsınız.
Bilesiniz ki Allahu Teala, şu makamımda şu ayımda, şu yılımda kıyamete kadar cuma namazınızı üzerinize farz kılmıştır. Bir kimse başında zalim olmayan bir devlet başkanı olduğu halde cumayı kılmaya imkan bulup da inkar ettiğinden yahut hafife aldığından dolayı ben hayattayken yahut ölümümden sonra terkeder kılmazsa, Allah iki yakasını biraraya getirmesin, işinde bereket vermesin. Dikkat ediniz! Tevbe edinceye kadar böyle bir kimsenin kıldığı namaz namaz değildir, aldığı abdest abdest değildir, tuttuğu oruç oruç değil, verdiği zekat zekat değil, yaptığı hac hac değildir! O’na bereket de yoktur. Şayet tevbe ederse Allah tevbelerini kabul eder. (İbn-i Mace)